top of page

Eşiğe Gelmiş Bir Ülke

  • 15 Haz
  • 3 dakikada okunur


Herkesin artık kabul etmesi gereken bir gerçek var: Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi kriz, kendiliğinden çözülecek bir kriz değildir.


Uzun süredir toplumun önemli bir kesimine sabır tavsiye ediliyor. Biraz daha beklemek, biraz daha dayanmak, biraz daha zaman kazanmak gerektiği söyleniyor. Ancak siyaset tarihinde bazı dönemler vardır ki zaman çözüm üretmez; aksine mevcut sorunları daha da derinleştirir. Türkiye bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçmektedir.


Artık elimizde kolay bir reçete yoktur. Kısa yoldan çıkılabilecek bir tünel de kalmamıştır. Bu ülkenin yeniden nefes alabilmesi için hem toplumun hem de siyasetin aynı ciddiyetle sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.


Çünkü bugün yaşanan mesele yalnızca bir seçim meselesi değildir. Yalnızca iktidar ve muhalefet arasındaki olağan siyasi rekabet olarak da okunamaz. Türkiye’nin önündeki asıl sorun, devlet kurumlarının işleyişinden hukukun bağımsızlığına, siyasal rekabetin niteliğinden demokratik denge mekanizmalarına kadar uzanan çok daha derin bir yapısal dönüşüm sürecidir.


Bu nedenle çözümün yalnızca toplumsal tepkiyle ortaya çıkmasını beklemek gerçekçi değildir. Toplum bu mücadelenin vazgeçilmez unsurudur; ancak toplumun enerjisini yönlendirecek, ona istikamet gösterecek olan şey siyasetin ortaya koyacağı açık ve uygulanabilir bir yol haritasıdır.


Bugüne kadar muhalefetin en büyük eksiklerinden biri de burada ortaya çıktı. Topluma çoğu zaman bir hedef gösterilmedi. Bir strateji anlatılmadı. Sürecin nasıl yönetileceği, hangi aşamalardan geçileceği ve olası senaryolar karşısında ne yapılacağı yeterince açık biçimde ortaya konulmadı.


Bunun yerine uzun süre “her şey kontrol altında” duygusu üretildi. Toplumun kaygıları azaltılmaya çalışıldı. İnsanların öfkesini ve endişelerini yatıştırmak siyasal iletişimin merkezine yerleştirildi. Oysa bazı dönemlerde toplumun sakinleştirilmeye değil, olup biteni daha net görmeye ihtiyacı vardır.


Bir buçuk yıl boyunca yaşanan gelişmelere geriye dönüp baktığımızda bunu daha açık biçimde görebiliyoruz. İktidar, ulaşmak istediği hedefler açısından önemli bir mesafe katetti. Bugün gelinen noktada ise birçok konuda artık son eşiklere yaklaşılmış durumda.

Belki de en büyük eksikliklerden biri, yaşananların tek tek olaylar şeklinde değerlendirilmesiydi. Oysa siyaset çoğu zaman sonuçlardan çok süreçlerle ilgilidir. Bir kararın kendisinden çok, o karara giden yolun nasıl döşendiği önemlidir.


Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik baskılar, muhalefet alanının daraltılması, siyasal rekabetin kurallarının yeniden şekillendirilmesi ve çeşitli toplumsal fay hatları üzerinden yürütülen tartışmalar çoğu zaman birbirinden bağımsız başlıklar gibi ele alındı. Halbuki bunların tamamı birlikte okunması gereken daha büyük bir siyasi tablonun parçalarıydı.

Bugün yaşanan kriz de tam olarak buradan kaynaklanmaktadır.


Çünkü toplum olayları görüyor fakat büyük resmi görmekte zorlanıyor. Büyük resmi anlatmak ise siyaset kurumunun asli görevidir.


Artık yapılması gereken şey geçmişe dönüp keşke demek değildir. Elbette geçmişte daha güçlü itirazlar yükselebilirdi. Daha net pozisyonlar alınabilirdi. Daha etkili bir siyasal mücadele yürütülebilirdi. Ancak siyaset geçmiş pişmanlıklarla değil, bugünün gerçekleriyle yapılır.


Bugün ihtiyaç duyulan şey açıktır.

Toplum, siyasetçilerden yalnızca eleştiri değil, strateji istemelidir.

Yalnızca tepki değil, plan istemelidir.

Yalnızca umut değil, yol haritası istemelidir.

Çünkü insanlar artık neye karşı olduklarını biliyorlar. Bilmek istedikleri şey, neyin yerine neyin geleceğidir.


Bu nedenle siyaset kurumu da savunma psikolojisinden çıkmak zorundadır. Sürekli reaksiyon veren, gündemin peşinden koşan bir muhalefet anlayışı artık yeterli değildir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey kurucu bir siyaset dilidir. Krizlere cevap veren değil, geleceği tarif eden bir siyasi akıldır.


Önümüzdeki dönem muhtemelen Türkiye’nin son yıllardaki en kritik dönemeçlerinden biri olacaktır. Bu dönemeçte belirleyici olacak olan şey yalnızca iktidarın ne yaptığı değil, toplumun ne talep ettiği ve muhalefetin ne önerdiği olacaktır.


Çünkü hiçbir ülke yalnızca iktidarların tercihleriyle şekillenmez. Toplumun beklentileri, muhalefetin kapasitesi ve demokratik reflekslerin gücü de en az iktidar kadar belirleyicidir.

Türkiye bugün bir eşiğe gelmiştir.


Bu eşikten nasıl geçileceğini ise sloganlar değil; açık akıl, cesur siyaset, toplumsal dayanışma ve net bir yol haritası belirleyecektir.

Artık mesele yalnızca beklemek değildir.

Mesele, yön tayin etmektir.


Emre Yıldırım 15 Haziran 2026

 
 

görüşlerini benimle paylaş.

© 2026 by Mutsuz Uyanan Adam. Powered and secured by LEEBOARD

bottom of page