Ömer’i Seviyoruz Ama Yükünü Taşımak İstemiyoruz
- 12 Nis
- 2 dakikada okunur
Bugün adalet herkesin dilinde, ama çok az insanın hayatında.
Adalet konuşuluyor, övülüyor, hatırlatılıyor; ama iş çıkara, menfaate, güce ve yakınlığa geldiğinde ilk vazgeçilen şey yine adalet oluyor.
Belki de bu yüzden, adalet denince insanlar hemen geçmişin büyük isimlerine sığınıyor.
Ve o anda hep aynı isim düşüyor ağızlara: Ömer.
Adaletli Ömer. Ahlaklı Ömer. Doğru Ömer.
Peki Ömer nerede?
Çıkmaz.
Bu düzenden Ömer falan çıkmaz.
Çünkü siz Ömer’i çoktan öldürdünüz. Hem de tarihte değil, tam burada; gündelik hayatın içinde, vicdanda öldürdünüz.
Adını anıyorsunuz, ahlakını gömüyorsunuz.
Adaletini övüyorsunuz, düzeninizi adaletsizlik üzerine kuruyorsunuz.
Ömer diyorsunuz ama Ömer’in tam tersini yapıyorsunuz.
Sonra da dönüp ibadetin çokluğuyla teselli arıyorsunuz.
Bir vakit namaz, öteki vakte kadar yapılanları sanki silsin.
Bir cuma, haftalık günah muhasebesini kapatsın.
Bir Ramazan gelsin, senelik karanlığı örtsün.
Bir kandil çıksın, vicdanı geçici olarak parlatıp yine söndürsün.
Bir hac olsun, ömür boyu biriktirilmiş kirleri topluca aklasın.
İnsan kendine şu soruyu sormadan edemiyor:
İbadeti, ahlakın yerine koyan bir anlayış gerçekten insanı düzeltir mi?
Çünkü mesele tam da burada bozuluyor.
İbadet, insanı daha dürüst, daha adil, daha vicdanlı yapmıyorsa; sadece belli günlerde iç rahatlatan bir törenden ibaret kalıyorsa, orada din değil, dinin kullanım biçimi konuşulmalıdır.
Sorun secde etmek değil.
Sorun, secde ile zulmü aynı hayata sığdırabilmek.
Sorun oruç tutmak değil.
Sorun, aç kalıp yine de başkasının hakkını yemeye devam etmek.
Sorun hac değil.
Sorun, Arafat’tan dönüp kul hakkını normal hayatın parçası saymak.
Böyle bir yerde ibadet artabilir ama ahlak büyümez.
Söz çoğalır ama vicdan derinleşmez.
Dini semboller yayılır ama adalet ortada görünmez.
O yüzden bugün mesele, insanların neden daha az ibadet ettiği meselesi değil.
Asıl mesele şu:
Bu kadar ibadetin içinde neden bu kadar az ahlak var?
Bu kadar din dilinin içinde neden bu kadar az merhamet var?
Bu kadar kutsal sözün arasında neden bu kadar kolay haksızlık yapılıyor?
Ömer’i anmak kolay.
Ömer gibi yaşamak zor.
Çünkü Ömer’i sevmek başka, Ömer’in yükünü taşımak başka.
Herkes adaletli Ömer’i seviyor.
Kimse adaletin bedelini ödemek istemiyor.
Peki adalet yeniden hayatın merkezine nasıl döner?
Ömer’i sadece anlatmayı bıraktığımızda.
Onu menkıbeye değil, ölçüye çevirdiğimizde.
İbadeti, vicdanı susturan bir temizlik kâğıdı gibi değil; insanı hesaba çeken bir terbiye olarak yaşadığımızda.
Kul hakkını büyük günahlar listesinde bir madde gibi değil, gündelik hayatın en gerçek imtihanı gibi gördüğümüzde.
İnsanların secdesine değil, emanete nasıl davrandığına baktığımızda.
Dini, kimlik gösterisine değil; nefsin terbiyesine çevirdiğimizde.
Adalet kürsülerde başlamaz.
Adalet, insanın menfaatiyle vicdanı ilk kez karşı karşıya geldiğinde başlar.
Orada başlar.
Kimsenin görmediği yerde.
Kimsenin alkışlamadığı anda.
Kimse slogan atmazken.
Ve tam da bu yüzden bugün en büyük yıkım inançsızlıkta değil;
ahlakı olmayan dindarlıktadır.
Çünkü adalet, dilde büyümez.
Vicdanda büyür.
Vicdan öldüyse, Ömer de çoktan ölmüştür.
11 Nisan 2026 Emre YILDIRIM




