top of page

Sosyal Medyada Kimlik Dönemi ve Yeni Sorular

  • 4 Nis
  • 3 dakikada okunur



Sosyal medyaya kimlikle giriş tartışması sadece bir teknik düzenleme değildir.

Bu, doğrudan doğruya dijital alanın nasıl kontrol edileceğine dair bir iktidar meselesidir.


Bugün “X, Meta, TikTok, Google ile anlaştık” deniyor.

Peki yarın?


Yarın bu sisteme girmeyen yeni platformlar çıkarsa ne olacak?


Cevap büyük ihtimalle çok basit:

Onlara da baskı uygulanacak.


Çünkü bu tür düzenlemelerin doğası budur.

Bir kontrol rejimi kuruyorsanız, ona uymayanı serbest bırakamazsınız.

Bırakırsanız bütün sistem çöker.

O yüzden mesele hiçbir zaman sadece bugünün büyük platformları değildir.

Asıl hedef, yarının kaçış alanlarını daha doğmadan bastırmaktır.


Bugün dev şirketler masaya oturur.

Çünkü para kaybetmek istemezler.

Pazar kaybetmek istemezler.

Devletle kavga etmek yerine uyum gösterirler.

Bunu yaparlar, çünkü kurumsaldırlar, görünürler, savunmasızdırlar.

Ofisleri vardır, reklam gelirleri vardır, temsilcileri vardır, vergileri vardır, baskı kurulabilecek bütün damarları ortadadır.


Ama internet artık sadece bunlardan ibaret değil.


Yeni çağın sosyal medyası, yarın bir ofisten değil bir fikirden doğar.

Bir ekipten değil bir ağdan doğar.

Bir merkezden değil dağınık yapılardan doğar.

Sunucusu başka ülkede olur, sahibi belirsiz olur, gelir modeli reklama dayanmaz, merkeziyetsiz olur, uygulama mağazasından silinsen bile başka yollarla yayılır.


İşte asıl korku da burada başlar.


Çünkü devlet büyük platformları hizaya sokabilir.

Ama internetin doğasını hizaya sokamaz.


Ve tam da bu yüzden, kimlikli sosyal medya düzeni kurulursa, sıradaki hamle çok büyük ihtimalle şudur:

Uyum göstermeyen yeni mecraları yaşatmamaya çalışmak.


Doğrudan kapatabiliyorsa kapatır.

Kapatamıyorsa yavaşlatır.

Yavaşlatamıyorsa görünmez kılar.

Görünmez kılamıyorsa ekonomik olarak boğar.

Reklamı keser, erişimi zorlaştırır, uygulama mağazalarına baskı yapar, teknik engeller çıkarır, kullanıcıyı ürküterek platformu kurutur.


Yani yasak artık eski usul gelmez.

Modern yasak, “kullanılamaz hale getirme” olarak gelir.


Buna güvenlik diyen olur.

Buna çocukları korumak diyen olur.

Buna sahte hesapla mücadele diyen olur.

Buna dezenformasyonu önlemek diyen olur.


Hepsi kulağa makul gelir.


Zaten bu çağın en tehlikeli baskı araçları hiçbir zaman çirkin laflarla gelmez.

Hepsi makul gerekçelerle gelir.

Hepsi kamu yararı ambalajıyla gelir.

Hepsi “sizi koruyoruz” cümlesinin arkasına saklanır.


Ama mesele şudur:

Devlet bir kez dijital alana bu ölçekte kimlik temelli giriş kapısı koyarsa, artık tartışma bot hesap tartışması olmaktan çıkar.

Tartışma, vatandaşın devlete rağmen anonim kalma hakkı olup olmadığı tartışmasına dönüşür.


Çünkü anonimlik sadece küfür edenin zırhı değildir.

Bazen korkanın nefesidir.

Bazen işini kaybetmek istemeyenin sığınağıdır.

Bazen mahalle baskısından kaçanın duvarıdır.

Bazen güçlüye karşı konuşabilmenin son yoludur.


Bir ülkede insanlar gerçek adını yazmadan konuşmak istiyorsa, önce o insanlara “neden korkuyorsun?” diye sormak gerekir.

Ama otoriter akıl bunu sormaz.

Doğrudan kimlik ister.


Çünkü denetlemek, anlamaktan daha kolaydır.


Burada asıl tehlike şudur:

Bugün “sahte hesap” diye başlayan çizgi, yarın “uyumsuz platform”, öbür gün “sakıncalı içerik”, sonra da “istenmeyen kullanıcı davranışı” diye genişler.


Kontrol sistemleri asla doğdukları yerde durmaz.

Bir kez kuruldu mu genişlemek ister.

Bir kez meşrulaştı mı sınırlarını kendi belirler.

Bir kez toplum buna alıştı mı, daha ileri adımlar için zemin hazır olur.


O yüzden bu meseleye safça bakmamak gerekir.


“Büyük platformlar kabul ettiyse sorun yok” diyenler büyük resmi kaçırıyor.

Asıl sorun zaten büyük platformlar değil.

Asıl sorun, sisteme girmeyecek yeni dijital alanların başına ne geleceğidir.


Ve cevap nettir:

Onlar hedefe konacaktır.


Sonra ne olur?


İnternet ikiye bölünür.


Bir tarafta kayıtlı, denetlenebilir, büyük ve güvenli görünen platformlar olur.

Diğer tarafta daha kapalı, daha küçük, daha sert, daha kaçak dijital alanlar oluşur.


Yani devlet düzen getirdiğini söylerken aslında yeraltı interneti üretir.

Kontrol arttıkça şeffaflık artmaz; sadece kaçış yolları çoğalır.


Çünkü dijital çağın değişmeyen bir yasası vardır:

İnsanlar nefes alamadıkları yerden çıkar.


Baskı arttığında sadakat büyümez.

Sessizlik büyür.

Sonra da o sessizlik başka mecralarda patlar.


Bütün mesele burada düğümleniyor:

Bir ülke sosyal medyayı gerçekten daha güvenli hale mi getirmek istiyor,

yoksa sadece daha itaatkâr hale mi getirmek istiyor?


İkisi aynı şey değildir.


Güvenlik isteyen hukuk üretir.

İtaat isteyen kimlik sorar.


Bu yüzden bugün sorulması gereken soru “Bu sistem gelir mi?” değildir.

Asıl soru şudur:


Bu sistem geldikten sonra, onun dışında kalmak isteyen herkese ne yapılacak?


Ve daha da sert soralım:


Bir devlet, kendi vatandaşının konuşmasını serbest bırakmak yerine önce kimliğini görmek istiyorsa, orada gerçekten korunmak istenen toplum mudur, yoksa kontrol edilmek istenen toplum mu?



Emre Yıldırım 4 Nisan 2026

 
 

görüşlerini benimle paylaş.

© 2026 by Mutsuz Uyanan Adam. Powered and secured by LEEBOARD

bottom of page