top of page

Kim bu Vitruvius adamı ? Leonardo’yla ne alakası var?

  • Yazarın fotoğrafı: Emre YILDIRIM
    Emre YILDIRIM
  • 15 Oca
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 saat önce

(Ve neden hâlâ tuhaf biçimde çok ilginç)


Bazı isimler vardır; tek bir cümleyle, tek bir fikirle ya da tek bir çizimle yüzyılları delip geçer. Vitruvius tam olarak bu tip bir adam. Çoğumuz onu, her yerde karşımıza çıkan o meşhur çizim sayesinde tanıyoruz: Vitruvius adamı.


Ama mesele o çizim değil.

Asıl mesele, o çizimi mümkün kılan akıl.


  


Vitruvius kimdi peki?


Tam adıyla Marcus Vitruvius Pollio.

MÖ 1. yüzyılda yaşamış bir Romalı. Mimar, mühendis, teorisyen… Ama bunları bugünkü anlamda ayrı ayrı düşünme. Vitruvius için mimarlık:


“Bir bina yapmak değil, dünyayı anlamaya çalışmaktır.”


Ona göre iyi bir mimar; matematik bilir, geometri bilir, insan anatomisini tanır, müzikten anlar, astronomiye kafa yorar. Yani kısaca: tek meslekli değil, çok akıllı olmak zorundadır.


Bu yaklaşımını da tek bir kitapta toplar:

De Architectura

(Mimarlık Üzerine On Kitap)


Ve mimarlığın bugün bile geçerli olan meşhur üç kuralını ortaya atar:

Firmitas → Sağlam olacak

Utilitas → İşe yarayacak

Venustas → Güzel olacak


Dikkat ederseniz, aradan iki bin yıl geçmiş olmasına rağmen mimarlık fakültelerinde hâlâ temelde aynı şey anlatılıyor. Çünkü Vitruvius yalnızca bir kitap yazmadı; mesleğin zihinsel çerçevesini, hatta eğitim aklını tanımladı. Bir anlamda, insanlık tarihinin en uzun ömürlü mimarlık doktrinini kaleme aldı.


Ancak asıl mesele, bu doktrinin hâlâ geçerli olması değil; hâlâ sorgulanmadan aktarılması. Bu durum, mimarlığın ne kadar “doğru” tanımlandığını değil, ne kadar az evrildiğini gösteriyor. Yapay zekânın artık tasarımı üretmekle kalmayıp; analiz eden, optimize eden, maliyet–performans dengesi kuran ve hatta estetik tercihleri istatistiksel olarak öğrenebilen bir aktöre dönüştüğü bir çağda, mimarlık eğitimini hâlâ “sağlamlık, işlevsellik ve güzellik” üçlüsünü ezberleterek sürdürmek, mesleği farkında olmadan kendi sonuna hazırlamak anlamına geliyor.


Vitruvius’un sistemi insanı merkeze alıyordu; bu, kendi dönemi için devrimciydi. Ancak bugün insan, artık ölçü alan değil, ölçülen bir varlık. Davranışlarımız, ihtiyaçlarımız, mekânla kurduğumuz ilişki ve hatta estetik beğenilerimiz; algoritmalar tarafından bizden daha hızlı, daha tutarlı ve daha isabetli biçimde okunabiliyor. Buna rağmen mimarlık eğitimi hâlâ sezgiye, kişisel yoruma ve romantik “yaratıcı mimar” mitine yaslanıyor.


Bu nedenle mimarlık, yapay zekâ devriminden sonra “yok olacak meslekler” listesinde anılıyor. Oysa yok olan mimarlık değil; Vitruvius’tan beri güncellenmemiş olan mimarlık doktrini. Eğer meslek, insanı mutlak merkez olmaktan çıkarıp; veriyi, algoritmayı, sistem düşüncesini ve karar destek mekanizmalarını merkeze almazsa, mimar tasarlayan değil, yapay zekânın ürettiği seçenekler arasından onay veren bir figüre indirgenecek.


Vitruvius çağının ilerisindeydi. Sorun Vitruvius değil; iki bin yıldır onun doktrinini güncelleyememiş olmamız. Yapay zekâ mimarlığı bitirmeye gelmiyor. Mimarlığın hâlâ iki bin yıllık bir doktrinle ayakta kalmaya çalışması, onu zaten yavaş yavaş ortadan kaldırıyor.


  


Leonardo da Vinci bu hikâyeye nasıl giriyor?


İşte burası keyifli.


Rönesans döneminde Leonardo da Vinci, Vitruvius’un kitabını okurken bir cümlede duruyor.

Vitruvius diyor ki (kabaca):


“İnsan bedeni, bir kare ve bir dairenin içine kusursuz biçimde yerleştirilebilir.”


Leonardo’nun farkı şu:

O bu cümleyi okuyup geçmiyor.

“Dur bakayım” diyor… ve çizmeye başlıyor.


Sonuç: İnsanlık tarihinin en tanınan çizimlerinden biri.


Ama bu çizim:


Sadece bir sanat eseri değil

Sadece anatomi dersi hiç değil

Bildiğin felsefi manifesto


Leonardo’nun söylediği şey çok net:


İnsan, evrenin ölçüsüdür.



Peki neden kare ve daire?


Burada sembolizm devreye giriyor.


Vitruvius’a göre:

Daire → Kozmos, sonsuzluk, ilahi düzen

Kare → Dünya, madde, insan eliyle kurulan düzen


İnsanı bu ikisinin tam ortasına koyduğunda şu mesaj çıkıyor:


“İnsan hem toprağa basar, hem gökyüzüne aittir.”


O yüzden Vitruvian Adamı sadece estetik değil;

biraz metafizik, biraz meydan okuma, biraz da “biz kimiz?” sorusu.


 


Küçük ama acayip güzel detaylar


Vitruvius’un kendisinden tek bir çizim bile kalmadı. Yani Vitruvian adamı, tamamen Leonardo’nun yorumu.Leonardo’nun oranları, Vitruvius’un metniyle birebir örtüşmez. Bu bir kopya değil, bilimsel itirazdır.Bugün ergonomi, endüstriyel tasarım, hatta kullanıcı deneyimi (UX) dediğimiz şeylerin temelinde hâlâ “insanı ölçü almak” fikri var. Yani Vitruvius, farkında olmadan modern dünyayı tasarladı.


Son söz


Vitruvius düşünmeseydi,

Leonardo çizmezdi.


Leonardo çizmeseydi,

biz bugün insanı merkeze koyan tasarımdan söz etmiyor olurduk.


Ama mesele artık geçmiş değil.

Bugün insan, merkezin kendisi olmaktan çıkıyor.

Ölçüyü koyan değil, ölçülen hâline geliyor.

Karar veren değil, kararları hakkında veri üreten bir unsura dönüşüyor.


Vitruvius ilginç, evet.

Leonardo hâlâ büyüleyici.

Ama asıl soru artık şurada duruyor:


Geleceğin Vitruvius’u bir insan mı olacak,

yoksa mimarlığın yeni doktrinini yazan bir algoritma mı?


Ve belki de daha rahatsız edici olanı:

O algoritma çoktan yazmaya başladı bile.


Emre Yıldırım 15 Ocak 2026

 
 

görüşlerini benimle paylaş.

© 2026 by Mutsuz Uyanan Adam. Powered and secured by LEEBOARD

bottom of page