top of page

Yalanlar ters kurguya tabi tutulduklarında çürümeye başlarlar.

  • Yazarın fotoğrafı: Emre YILDIRIM
    Emre YILDIRIM
  • 13 saat önce
  • 2 dakikada okunur




Türkiye’de kimse hata yapmıyor.

Kimse yanlış karar almıyor.

Kimse zamanında davranmadığı için bedel ödemiyor.


Çünkü burada olan bitenler hata değil, kaçınılmazlık olarak anlatılıyor.


Bir şey oluyor. Sonra ona uygun bir hikâye bulunuyor. Ardından herkes aynı cümleyi tekrarlıyor: “Başka türlüsü mümkün değildi.” İşte bu cümle, Türkiye’de sorumluluğun mezar taşıdır. Bu cümle kurulduğu anda kimseye hesap sormazsın. Çünkü artık ortada karar yoktur, kader vardır.


Siyasette de böyledir. Sonuçlar açıklanır, ardından nedenler geriye doğru değil ileri doğru dizilir. Ekonomi kötüye giderse küresel şartlar vardır. Bir kriz patlarsa dış güçler vardır. Bir yanlış varsa zamanlama talihsizdir. Ama hiçbir zaman “biz burada yanlış yaptık” denmez. Çünkü hikâye geriye doğru okunursa, karar anları görünür olur. O anlar görünür olursa, sorumlular ortaya çıkar. İşte bundan kaçılır.


Medya bu kaçışın ana taşıyıcısıdır. Türkiye’de medya artık gerçeği anlatmaz, meşruiyet üretir. Aynı olay farklı kanallarda farklı zorunluluk zincirlerine bağlanır ama sonuç aynıdır: seyirciye düşünme alanı bırakılmaz. Sana ne olduğunu değil, ne düşünmen gerektiğini söyler. Hikâye pürüzsüz aktığı sürece kimse “dur, burada bir boşluk var” demez. Çünkü boşluk demek, soru demektir. Soru demek, suç ortaklığının bozulması demektir.


İş dünyasında da durum aynıdır. Şirketler batmaz, “piyasa koşulları zorlaşır”. Projeler başarısız olmaz, “zamanlama tutmaz”. Yönetimler yanlış yapmaz, “dönemsel dalgalanmalar” yaşanır. Ama hikâyeyi tersinden okuduğunda her şey çıplaklaşır. Zamanında alınmayan kararlar, ertelenen dönüşümler, bilerek korunmuş konfor alanları ortaya dökülür. İleri doğru anlatıldığında masum görünen her şey, geri sarıldığında ihmal olarak görünür. İşte bu yüzden kimse geri sarmaz.


Türkiye’de sorumlu yoktur çünkü geri okuma kültürü yoktur. Herkes ileri doğru koşar. Herkes geleceğe bakar. Kimse “buraya nasıl geldik” sorusunu sormaz. Çünkü bu soru sorulursa cevaplar can yakar. İsimler ortaya çıkar. Ünvanlar düşer. Meşruiyet çöker.


Bu yüzden ters kurgu tehlikelidir. Çünkü ters kurgu ahlaki bir saldırı değildir, teknik bir çözümdür. Hikâyeyi tersten okuduğunda yalan bağırmaz, çürür. Zorunluluk diye anlatılan şeyin aslında bir tercih olduğu anlaşılır. Alternatifsiz denilen kararın önünde başka yollar olduğu görünür. Ve en kötüsü: “kim yaptı?” sorusu kaçınılmaz hâle gelir.


Türkiye’de bu sorudan özellikle kaçılır. Çünkü bu soru bir kez sorulursa, bir daha kimse rahat hikâye anlatamaz. O yüzden herkes ileri doğru anlatır. O yüzden herkes geçmişi bulanık tutar. O yüzden herkes sorumluluğu zamana, piyasaya, halka, dış koşullara devreder.


Ama gerçek basittir ve rahatsız edicidir.

İleri doğru anlatılan her hikâye ikna edebilir.

Geriye doğru okunabilen hikâyeler ise gerçektir.


Türkiye’de hiçbir şeyin sorumlusu yok çünkü hikâyeler geri okunmasın diye sürekli ileriye doğru itilir.

Ve bu itiş durmadığı sürece, ne siyaset düzelir, ne medya, ne de iş dünyası.


Çünkü sorumluluk, ancak durup geriye bakabilenlerin omuzlarına yük olur.

 
 

görüşlerini benimle paylaş.

© 2026 by Mutsuz Uyanan Adam. Powered and secured by LEEBOARD

bottom of page