Türkiye’de Liberal Demokrasi Neden Tutmuyor?
- Emre YILDIRIM
- 12 saat önce
- 3 dakikada okunur
Türkiye’de liberal demokrasi neden bir türlü kök salamıyor?
Bu soruya verilen cevaplar çoğu zaman yüzeysel: “Toplum hazır değil”, “Kültürümüz farklı”, “Coğrafya kader”.
Oysa mesele bu kadar basit değil. Sorun, bireyden çok devletle kurulan tarihsel ilişkide yatıyor.
Devlet, toplumdan önce kuruldu
Batı siyasal geleneğinde sıralama genellikle şöyledir:
toplum → sözleşme → devlet
Türkiye’de ise Osmanlı’dan devralınan mirasla tablo tersine döner:
devlet → toplum → birey
Bu terslik kritik bir sonuç üretir. Devlet hâlâ “hak veren” bir otorite gibi algılanırken, birey kendini “hak sahibi” değil, “izin alan” olarak hisseder.
Oysa liberal demokrasi bireyi merkeze koyar; devleti hak dağıtan değil, hakları tanıyan ve koruyan bir mekanizma olarak görür.
Bu zemin oluşmadan liberal demokrasinin kök salması zordur.
Liberalizm özgürlük değil, tehdit olarak okundu
Türkiye’de liberalizm uzun yıllar boyunca şu kodlarla algılandı:
“Devlet zayıflasın”, “Ülke bölünsün”, “Dış güçlerin oyunu”.
Bu algı toplumsal bilinçaltında şu refleksi yerleştirdi:
Özgürlük = kaos, denetim = güvenlik.
Bu yüzden otorite, özgürlükten daha “güvenli” bir seçenek gibi görüldü.
Liberal demokrasi ise belirsizlikle yaşamayı, tartışmayı ve çoğulculuğu kabul etmeyi gerektirir.
Türkiye’nin refleksi ise belirsizlik karşısında kontrol aramak oldu.
Güçlü kurumlar yerine güçlü insanlar
Liberal demokrasi şuna dayanır:
Kurumlar kişilerin üstündedir, kurallar kişilere göre eğilip bükülmez.
Türkiye’de ise yaygın algı şudur:
“İyi lider varsa sistem çalışır, kötü lider gelirse sistem çöker.”
Bu algı kaçınılmaz olarak şu beklentiyi üretir:
“Beni kurtaracak biri gelsin.”
Oysa liberal demokrasi kurtarıcı sevmez. Sistem ister.
Kişilere değil, mekanizmalara güvenilmesini ister.
Orta sınıf zayıf, kırılgan ve korkak
Liberal demokrasinin yakıtı güçlü bir orta sınıftır.
Türkiye’de orta sınıf ise sürekli aşağı düşme korkusu yaşar; ekonomik güvencesi zayıftır, devlete, patrona veya ilişkilere bağımlıdır.
Bağımlı sınıf özgürlük talep edemez. Önce “hayatta kalma”yı düşünür.
Bu yüzden hak mücadelesi değil, güvence arayışı baskın olur.
Hak kültürü yerine sadakat kültürü
Türkiye’de ilişkiler çoğu zaman hak temelli değil, ilişki temellidir.
Sorulan soru “Kural ne?” değil, “Kimi tanıyorsun?”dur.
Liberal demokrasi kural ister.
Türkiye ise bağ üzerinden çalışır.
Bu da kurumsallığı değil, kişisel sadakati ödüllendirir.
Travmatik tarih: kriz → otorite döngüsü
Darbeler, terör, ekonomik çöküşler, siyasi krizler…
Türkiye’nin yakın tarihi travmalarla doludur.
Her kriz sonrası refleks aynıdır:
“Birisi kontrolü alsın.”
Liberal demokrasi ise kriz anlarında bile yavaş, tartışmalı ve çoğulcu kalır.
Bu da “işe yaramıyor” algısını güçlendirir.
Sorun Düşmanlık Değil, Sabırsızlık
Türkiye liberal demokrasiye düşman değil. Ama sabırsız.
Toplum hız, sonuç ve güven ister.
Liberal demokrasi ise zaman, kurum ve kültür ister.
Bu sabırsızlık yüzünden her seferinde yarı yolda bırakılır.

Cem Boyner Vakası: Liberal Demokrasi Neden Toplumsallaşamıyor?
Türkiye’de liberal demokrasinin neden fikren var ama pratikte karşılık bulmadığının en somut örneklerinden biri Cem Boyner’dir.
Boyner; bireysel özgürlükleri savundu, hukukun üstünlüğünü vurguladı, sivil toplumu ve çoğulculuğu açıkça konuştu.
Devletten korkmayan ama devleti de kutsamayan bir dil kullandı.
Teorik olarak Türkiye’nin “liberal demokrat” ihtiyacına birebir uyan bir figürdü.
Ama toplum onu sahiplenmedi.
Çünkü Boyner’in temsil ettiği siyaset; duygudan çok akla dayalı, kurtarıcı değil süreç anlatan, yüksek soyutlukta bir siyasetti.
Türkiye ise siyasetten şunu bekliyordu:
“Beni hemen koru, hemen çöz, hemen sahiplen.”
Boyner ise şunu söylüyordu:
“Kural kuraldır, kurum kurulur, birey güçlenir.”
Bu dil krizlerle yoğrulmuş bir toplum için fazla sakin, fazla mesafeli ve fazla entelektüel bulundu.
Boyner’in başarısızlığı kişisel değil, yapısaldı.
Güçlü bir orta sınıf yoktu, hak talep eden birey sayısı sınırlıydı, liberal değerler günlük hayatta somut karşılık bulmuyordu.
Bu yüzden elitist olmakla suçlandı, “halktan kopuk” bulundu.
Oysa mesele halktan kopukluk değil, toplumun henüz bu dile hazır olmamasıydı.
Boyner vaat değil ilke sundu, hız değil süreç önerdi, güç değil sistem konuştu.
Türkiye siyaseti ise güçlü lider, net düşman ve hızlı refleks üzerine kuruluydu.
Liberal demokrasi bu üçlüyü sevmez.
Cem Boyner de sevmedi.
Cem Boyner örneği bize şunu gösteriyor:
Liberal demokrasi Türkiye’de yanlış değil; zamansız, korumasız ve yalnız.
Kurumsal zemin olmadan, güçlü orta sınıf oluşmadan, hak kültürü yerleşmeden liberal demokrasi figürlere yüklenince çöker.
Türkiye Cem Boyner’i reddetmedi.
Cem Boyner’in temsil ettiği sabrı reddetti.
Ve belki de mesele tam olarak budur.




