top of page

Hatayı Sahiplenemeyen Bir Toplumun Hikâyesi

  • 24 Oca
  • 2 dakikada okunur



Grand Kartal Otel Yangınının Yıl Dönümünde


Otuz altısı çocuk.

Yetmiş sekiz can.

Yüz otuz üç yaralı.


Bir yıl geçti.


Zaman geçti sanıyoruz.

Ama hiçbir şey geçmedi.


Çünkü bu ülkede yangınlar geçmez.

Depremler geçmez.

İhmaller geçmez.

Sorumluluk alınmadıkça, hiçbir şey geçmez.




Hatayı tanımlayabilmek.

Hatayla yüzleşebilmek.

Hatayla baş edebilmek.

Hatadan öğrenebilmek.

Hatayı konuşabilmek.


Bütün mesele bu.


Ama tam da bu yüzden, bu ülkede hiçbir mesele kapanmıyor.


Çünkü bizde hata yoktur.

Kader vardır.

Talihsizlik vardır.

“Olmuş iş” vardır.

“Allah’tan geldi” vardır.


Ama hata yoktur.


Bir otel yanar, “kaza” denir.

Çocuklar ölür, “takdir” denir.

Sistem işlemez, “şartlar” denir.

Denetim yoktur, “o günkü koşullar” denir.


Kimse “yanlış yaptım” demez.

Kimse “bu bina böyle işletilmemeliydi” demez.

Kimse “bu benim sorumluluğum” demez.


Çünkü hatayı kabul etmek, bedel ister.

Biz bedel ödemeyi sevmeyiz.




Hata neden bu kadar tehlikeli?



Çünkü hata kabul edilirse zincir çözülür.


Eğer hata varsa:


  • bir sorumlu vardır

  • bir ihmal vardır

  • bir hesap vardır



Ve biz en çok hesaptan korkarız.


Sonuçtan değil.

Ölü sayısından bile değil.

Hesap vermekten korkarız.


O yüzden yangınlar konuşulmaz.

O yüzden raporlar rafta kalır.

O yüzden dosyalar ağırlaşır, sonra sessizleşir.

O yüzden ihmaller sistem olur.





Hatayla yüzleşemeyenler, çocuk mezarlarını çoğaltır



Bu bir ahlak meselesi değil sadece.

Bu bir zeka meselesi de değil.


Bu bir olgunluk meselesi.


Hatayla yüzleşmeyen birey büyüyemez.

Hatayla yüzleşmeyen kurum düzelmez.

Hatayla yüzleşmeyen toplum, aynı felaketi tekrar tekrar yaşar.


Bizde ise hata, öğrenmenin değil;

utancın,

tehlikenin,

üstü kapatılması gereken bir şeyin adıdır.


Oysa hata, doğru ele alındığında en değerli bilgidir.


Ama biz bilgiyle değil, rahatlatıcı yalanlarla yaşamayı seviyoruz.

Gerçek can yakıyor çünkü.





Hatayı konuşamayan toplum bağırır



Bizde tartışma yoktur.

Bağırma vardır.


Soru yoktur.

Saf tutma vardır.


Yanlış yoktur.

İhanet vardır.


Biri “bu otelde denetim var mıydı?” derse,

“acıyı siyasete alet etmekle” suçlanır.


Biri “bu çocuklar neden kurtulamadı?” derse,

“zamanı değil” denir.


Çünkü hatayı konuşmak düzeni bozar.

Ve biz bozuk düzeni, dürüstlüğe tercih ederiz.




Hatayı sahiplenmek medeniyettir



Hatayı sahiplenmek zayıflık değildir.

Güçtür.


“Yanlış yaptık” diyebilmek,

“Bu ölümler önlenebilirdi” diyebilmek,

“Bu bedeli biz ödemeliyiz” diyebilmek…


İşte buna medeniyet denir.


Ama biz medeniyeti vitrin sanıyoruz.

Açılış kurdelesi, taziye tweet’i, anma afişi sanıyoruz.


Görüneni seviyoruz.

Görünmeyeni — denetimi, sorumluluğu, hesabı — yok sayıyoruz.




Sonuç değişmedi



Bir yıl geçti.


Ama hâlâ:

Hatayı tanımlayamıyoruz.

Hatayla yüzleşemiyoruz.

Hatayla baş edemiyoruz.

Hatadan öğrenemiyoruz.

Hatayı konuşamıyoruz.


Sonra da her felaketten sonra aynı cümleyi kuruyoruz:


“Bir daha olmasın.”


Oysa biliyoruz.

Hatayı sahiplenmeyen toplumlarda,

bir daha olur.


Hem de yine çocuklarla.




Bu yüzden bugün yas tutmak yetmez.

Anmak yetmez.

Sessiz kalmak hiç yetmez.


Çünkü kader dediğiniz şey,

çoğu zaman

sahiplenilmeyen hataların toplu mezarıdır.


Otuz altısı çocuk olan yetmiş sekiz canın yıl dönümünde

asıl soru şudur:


Bu ülkede hâlâ

kimse hata yapmadı mı?


Emre YILDIRIM 21 Ocak 2026



 
 

görüşlerini benimle paylaş.

© 2026 by Mutsuz Uyanan Adam. Powered and secured by LEEBOARD

bottom of page