Eski Doğrular Yanlış Değil. Ama Artık Lüks.
- Emre YILDIRIM
- 15 saat önce
- 2 dakikada okunur
İş dünyasının fay hatları kırılıyor. Mesele sadece teknolojinin hızı değil, zihniyetin temelden sarsılması. Bir şeyler değişiyor.
Hem de yavaş yavaş değil, temelden ve çok hızlı.
Ama mesele geçmişin yanlış olması değil. Asıl mesele şu: geçmişin doğruları artık pahalı, yavaş ve kör. Bu fark ediş bir isyan değil, bir uyanış da değil. Daha çok şuna benziyor: zaten yürüdüğün yolun adını yeni yeni koymak.
Bir zamanlar güç, beton kocaman binalardı. Büyük plazalar, kat kat ofisler, kalabalık ekipler… Görünürlük güven üretirdi. “Buradayız, kalıcıyız” demenin bir yoluydu bu. Bugünse aynı manzara bambaşka şeyler çağrıştırıyor. Ofis bir maliyet kalemi, insan sayısı bir karmaşa unsuru, hiyerarşi ise yavaşlığın kendisi. Güç artık görünürlükten değil, tepki hızından ölçülüyor. Kim daha hızlı karar alabiliyor? Kim daha çabuk yön değiştirebiliyor?
Bir zamanlar çalışan sayısıyla üretim arasında doğrudan bir bağ olduğu sanılırdı. Yüz kişi yüz birim iş demekti. Bugün bu denklem çöktü. On iyi insan, doğru bir sistem ve net sorumluluklarla çok daha büyük sonuçlar üretebiliyor. Bu yüzden mikro ekipler, dış kaynak kullanımı ve otomasyon hayatın merkezine yerleşti. “Az ama net” kadrolar bir tercih değil, zorunluluk oldu. Ve fark etmeden şu gerçeği kabul ettik: kalabalık çoğu zaman verimsizliğin kamuflajıydı.
Kurumsallık da aynı şekilde eriyor. Bir zamanlar kurumsal olmak; prosedürler, ünvanlar ve bitmeyen mail zincirleri demekti. Bugünse kurumsallık, karar alabilme becerisi, sorumluluk üstlenme cesareti ve şeffaflıkla tanımlanıyor. Bir WhatsApp mesajıyla iş dönebiliyor artık. Bu eskiden ciddiyetsizlikti, bugünse adı verim.

Asıl kırılma zamanla ilgili. Eskiden beş yıllık yol haritaları yapılırdı. Bugünse sorulan soru çok daha kısa vadeli: “Üç ay sonra bu hâlâ mantıklı mı?” Dün doğru olan, bugün yük olabiliyor. Buna tutunanlar hemen batmıyor belki ama fark etmeden sürükleniyor.
Dürüst olmak gerekirse, geçmişin doğruları yanlış değil. Ama bugünün hızında lüks. Ve işin en acı tarafı, bunu en geç fark edenlerin genelde en köklüler olması.
Bu hissi taşıyan insanlar ikiye ayrılıyor. Kafası karışanlar ve zaten yeni düzende yürüyenler. Bu bir şüphe hali değil, uyumlanmış bir fark ediş. Çünkü meseleye artık üç basit filtreden bakılıyor. Buna bugün başlasam altı ay sonra hâlâ mantıklı olur mu? Bu yapı beni büyütüyor mu, yoksa ben mi onu taşıyorum? Gerçekten değer mi üretiyoruz, yoksa sadece çalışıyor muyuz? Bu soruların hepsine aynı anda “evet” diyebilen eski yapı sayısı çok az.
Yeni doğrular trend değil, zorunluluk. Az insanla yüksek yetki, fiziksel varlıklar yerine dijital refleksler, ünvanlar yerine sorumluluklar, katı planlar yerine senaryolar, süreklilik yerine çeviklik. Ve belki de en net cümle şu: kurumsallık artık bina değil, davranış.
Büyük şirketler de bu yüzden ikiye ayrılıyor. Bir kısmı küçülerek hayatta kalıyor, bir kısmı ise büyüklüğüyle yavaşlayıp etkisizleşiyor. Asıl güç ise küçük ama karar verebilen çekirdeklerde toplanıyor.
Bu bir başkaldırı değil. Bir kopuş hiç değil. Bu, zaten geleceğin içinde yaşayanların arkalarına dönüp sakin sakin şunu fark etmesi:
“Ben çoktan buradaymışım.”
Emre YILDIRIM 11 KASIM 2025




