top of page

Aşağı Katlar

  • 24 Oca
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Şub




Çırağan Sarayı Kempinski Hotel’e yapılan montajı kontrol için girdik. Yukarıda Boğaz vardı. Işık vardı. Sessiz bir zarafet, yavaş akan zaman, pahalı cümleler…

Ama biz aşağı indik.


Aşağısı başka bir dünyaydı.


Koridorlar uzundu. Işıklar floresandı. İnsanlar hızlıydı. Kimse manzaraya bakmıyordu çünkü kimsenin zamanı yoktu. Çünkü burada manzara yoktu.Çünkü buraya güneş hiç uğramıyordu.

Yerin altındaydık.Yukarıda, dünyanın en güzel Boğaz manzaralarından biri vardı.Aşağıda ise günün saati yoktu. Sabahla akşam aynı renkti.Orada yüzlerce insan vardı; taşıyan, temizleyen, onaran, koşturan, yetiştiren. Birbirini tanıyan ama görünmeyen bir ekosistem. Kendi dili, kendi hiyerarşisi, kendi ritmi olan bir dünya. Ve yukarıdakilerin hiçbirinin bundan haberi yoktu.

Bu garipti. Ama asıl garip olan, bunun kimseye garip gelmemesiydi.



Yukarıda lüks, aşağıda iş vardı.

Yukarıda temsil, aşağıda gerçeklik.

Yukarıda sessizlik satın alınmıştı, aşağıda gürültü üretiliyordu.


İki dünya aynı binadaydı ama aynı zamana ait değillerdi.


Aşağıdaki insanlar yukarıyı biliyordu. Kimin geldiğini, ne zaman geleceğini, neyin bozulduğunu, neyin çalışmadığını… Yukarıdaki dünyanın sürekliliği, aşağıdakilerin reflekslerine bağlıydı. Ama yukarıdakiler aşağıyı bilmiyordu. Bilmek zorunda da değillerdi. Sistem onları bundan muaf tutuyordu.


Bu bir mimari mesele değil.

Bu bir sınıf meselesi de değil yalnızca.

Bu, görünürlük meselesi.


Modern hayat böyle işliyor:

Görünmeyenler çalışır, görünenler yaşar.

Görünmeyenler sistemi ayakta tutar, görünenler sistemi temsil eder.


Aşağı katlar çökerse yukarı katlar çöker.

Ama yukarı katlar çökerse…

Aşağıdakiler yine çalışmaya devam eder.


Beni asıl sarsan bu oldu.


Orada, o koridorlarda şunu düşündüm:

Biz dünyayı yukarıdan tarif ediyoruz.

Ama dünya aşağıda dönüyor.


Belki de bütün büyük krizler, bütün kopuşlar, bütün “aniden oldu” dediğimiz şeyler, aşağı katlarda çoktan başlamıştır. Biz yukarıda kahvemizi içerken, aşağıda bir vida gevşemiştir. Bir cümle yutulmuştur. Bir sistem yorulmuştur.












Ve kimse fark etmemiştir.


Çırağan’ın altında ayrı bir dünya vardı.

Ama aslında bu sadece bir otel değildi.

Bu, çağın kendisiydi.


Biz yukarıda yaşıyoruz.

Hayat aşağıda oluyor.


Emre Yıldırım 20 Ocak 2016



 
 

görüşlerini benimle paylaş.

© 2026 by Mutsuz Uyanan Adam. Powered and secured by LEEBOARD

bottom of page